Helal Lokmanın Önemi

“Helal lokma! Helal lokma yedirmek, helal süt emzirmek… “Bu çocuk helal süt emmemiş bir çocuk.” diyoruz. Veya, “Bu çocuk işte helal süt emmemiş de, ondan haylazlığı yapıyor.” diyoruz.

Hikayesi var çok güzeldir, o hikayeyi bilmeyen bilsin. Hani İmam-ı Azam Efendimiz için anlatırlar, yani bilmem çok kısa zamanda Kur’an-ı Kerim’i ezber yapmış da, aferin almış, takdir almış da, kadın demiş ki:

“–Ah senin o baban o elmayı dişlemeseydi, daha kısa zamanda olurdu.”

Böyle hikaye var bilirsiniz. Hani baba olmadan evvel talebeyken, ağacın altında çayırın kenarında, derenin kenarında kitap okuyormuş, ders okuyormuş; suyun üzerinden bir elma böyle giderken görmüş. Kırmızı bir elma; elini uzatmış, elmayı suyun içinden çıkartmış bakmış bir şeyi yok, çürüğü yok, bir şeyi yok. Haart diye ısırmış elmayı, ısırınca aklı başına gelmiş:

“–Yâhu, bu elma benim değil ki, ben bunu niye ısırdım? Eyvaah, helal olmayan bir şeyi ısırdım ben şimdi!.. Diş batırdım, biraz ağzıma tadı geldi.”

Hadiiii.. Bırakmış kitabı kapatmış, dere boyundan yukarıya doğru bu elma hangi tarladan bu derenin içine düşmüştür diye araya araya çıkmış yukarıya, bulmuş elmanın ağacının olduğu tarlayı; sahibini sormuş, sahibine gitmiş demiş ki:

“–Kusura bakma, hakkını helal et! Ben suyun üzerinde yüzen bir elma gördüm, hart diye ısırdım ama; sonradan aklım başıma geldi, senin ağacından düşmüş bu dereye; işte senin elmanı ısırmış oldum, kusura bakma demiş hakkını helal et!”

Adam bakmış karşısında melek gibi bir insan, tertemiz. Helal lokma yemek istiyor, bir elmayı dişlemeye bile razı olmuyor, onun için bile helallik diliyor. Nazlanmış;

“–Olmaz, hakkımı helal etmeyeceğim!” demiş.

“–Yapma etme, ne şartın varsa kabul ederim!”

“–Şartım var tabii… Benim demiş kör, topal, kötürüm bir kızım var; evde kaldı, kimse istemiyor, almıyor, o kızımla evlenirsen, o zaman demiş hakkımı helal ederim.” demiş.

Peki, demiş boynunu bükmüş. Yani, mühim olan helallık kazanmak. Razı olmuş o her türlü kusuru olan kızla evlenmeye, düğün olmuş görmeden kızı, düğün olmuş evlenmişler; gerdek günü bir de gitmiş odaya bakmış ki, dünyanın en güzel kızı karşısında. Hemen çıkmış dışarıya. Trak kapıyı çekmiş, dışarıya. Kayın pederinin yanına gitmiş demiş:

“–Efendim bir yanlışlık oldu.” demiş.

“–Niye?”

“–E, siz demiş bana kör dediniz, topal dediniz, kötürüm dediniz, hasta dediniz, bilmem ne dediniz. E bu çok güzel bir kız, bunda hiç bir kusur yok, bir yanlışlık var bu işte!”

“–Evladım!” demiş, sırtını okşamış kayın peder. “Evladım, ben ona kör dedim; çünkü onun gözü sanki körmüş gibi hiç harama bakmadı. Sağır dedim; hiç kötü şey dinlemedi. Kötürüm dedim; hiç ayağıyla yasak haram yere gitmedi. Çolak dedim, hiç elini harama uzatmadı. Ben onu gül gibi yetiştirdim. Ben o sıfatları mahsustan söyledim sana; kör, topal, kötürüm, çolak bilmem ne diye… Böyle rumuzlu söyledim. Ben onu bilerek sana verdim. İlk sözdeki anlaşmaya aykırı bir şey yok, o senin zevcendir, helal olsun. Ben memnunum senden, düğününüz hayırlı olsun, nikahınız mübarek olsun, hadi evladım!” demiş.

Ondan sonra, işte ordan İmam-ı Azam dünyaya gelmiş diyorlar da; işte o kısa zamanda Kur’an-ı Kerim’i öyle bitirince, eve gelip de anne işte ben okulda böyle mükâfat kazandım, herkesden önce bu işi kazandım deyince; “Ah senin o baban ah… O elmayı dişlemeseydi, daha çabuk okurdun, daha iyi olurdun.” demiş. Yani, elmayı dişledi de, yaptığı şeye bak! Efsane gibi bir şey… O kadar melek gibi bir insan ama, bak çocuğa onun bile zararı olmuş da, daha kısa zamanda ezberleyecekken yine birinci olmuş ama, “Ah senin baban o elmayı dişlemeseydi!” diyor annesi hâlâ, onu bile kusur olarak görüyor.”
                                                            Prof Dr  M. Es’ad Coşan             
                                         28. 12. 1994 Avustralya ” Eğitimde Mühim Noktalar” seminerinden

Popularity: 1% [?]