Posted on

Yaz Geldi;Şekerli içecekler tansiyonu yükseltiyor

Şekerli içecekler tansiyonu yükseltiyor
ABD’de yapılan bir araştırma, meşrubat ve şekerli içecek tüketimi ile yüksek tansiyon arasındaki şaşırtıcı bağlantıyı ortaya koydu.

Sonuçları tıp dergisi Circulation’da yayınlanan ve Louisiana eyalet üniversitesine bağlı New Orleans Sağlık Bilimleri Merkezi tarafından yapılan araştırmada, günde sadece bir bardak daha az şekerli içecek tüketerek bile insanların tansiyonlarını düşürebilecekleri belirlendi. Continue reading Yaz Geldi;Şekerli içecekler tansiyonu yükseltiyor

Posted on

Helal gıdada durum vahim

Türkiye”de helal gıda konusunda tam bir standardın yakalanamadığına dikkat çeken uzmanlar, durumun hiç de içaçıcı olmadığını bildirdi.

Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve
Teknolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tayar, gıda
konusunda Türkiye''de tam bir standardın uygulanamadığını belirtti.
Prof. Tayar, "Ülkemizde güvenilir denetim yok. Özellikle et konusunda
tam bir denetimin olduğunu söylemek zor. Bazen domuz etinin satıldığı
ve diğer at eti gibi etlerin satıldığını görüyoruz basından."
 Continue reading Helal gıdada durum vahim
Posted on

Diyanet ve Helal Gıda

Helal gıda sertifikası
İçerdiği maddeler nedeniyle Margarin, şekerleme, cola ve benzeri sanayi üretimi gıda ürünlerinin helal mı haram mı tartışmasına son noktayı koyacak çalışma için düğmeye basıldı. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Bardakoğlu, Başkanlığımızın, helal gıda, helal gıda sertifikası veya bir gıdanın dini esaslara uygun oluşup oluşmaması konusunda daha aktif rol alması gerekiyor dedi.
 
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Şanlıurfa’da düzenlenen İl Müftüleri Semineri’nin değerlendirme toplantısında, seminerde görüşülen konulara ilişkin görüşlerini açıkladı.
Helal gıda konusuna da değinen Bardakoğlu, hayvan kesiminin tarih boyunca tüm dinlerde önemli bir konu olarak gündeme geldiğini belirtti.
Son dönemde teşkilatlarına gelen soruların önemli bir kısmının helal gıdayla ilgili olduğunu ifade eden Bardakoğlu, ”Bu sorular, halkımızı konu hakkındaki ilgi ve hassasiyetini gösteriyor” diye konuştu.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, helal gıda ile ilgili şunları anlattı:
”Günümüzde halkımız ve çeşitli kuruluşlar, özellikle ihracatta bulunan kuruluşlar, kendi gıda maddelerinin helal olup olmadığı konusunda müftülüklerimizden sıkça görüş istemektedirler. Devletimizin konularla ilgili mevzuatları vardır. Ama mesele, dini olduğu için başkanlığımızın, helal gıda, helal gıda sertifikası veya bir gıdanın dini esaslara uygun oluşup oluşmaması konusunda daha aktif rol alması gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının, bu konuda çalışmalar ve işbirliği yaparak, halkımızın bu konudaki ihtiyaçlarına cevap vermesi lazım.”   
 
kaynak.gapgundemi.com

Posted on

Limonatayı Böyle Bilmezdik

” İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere göre, San Diego’daki California Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, limonatanın böbrek taşlarının oluşumuna karşı önleyici olduğunu ortaya koydu.

Bol miktarda sıvı tüketmenin zaten böbrek taşı oluşumunu engellemek açısından önemli olduğunu vurgulayan Roger L. Sur ve ekibi, özellikle de limonatanın, içerdiği bol miktardaki sitrat sayesinde böbrek taşına karşı etkili olduğunu belirtti.

İki litre suya yaklaşık 113 gram limon suyu katan araştırmacılar, elde ettikleri limonatayı her gün bir grup böbrek taşı hastasına içirdi. Araştırmacılar, zamanla bu kişilerdeki böbrek taşı oluşumu oranının 1,00’dan 0,13’e gerilediğini gözlemledi.

Böbrek taşı rahatsızlığı çekmiş kişilerde 5-10 yıl içinde tekrar taş oluşması olasılığının yüzde 50 olduğuna dikkati çeken bilim adamları, araştırma sonuçlarının bu açıdan önem taşıdığını da sözlerine ekledi. ”
Konuyla alakalı olarak M Es’ad Coşan Hocaefendiye sorulan bir soruya verilen cevap:
Soru:
–Bazı kolalarda alkol olduğu söyleniyor; doğru mu?
Cevap –Alkol olduğunu bilmiyorum. Yalnız bazı markalarda uyuşturucu ve alışkanlık yapıcı maddeler olduğu söyleniyor.
Sorunun tam cevabı olmaz da, bu konuda umûmî bir şey söylemek istiyorum kardeşlerime… Bakkaldan gidip iki tane limon alın, bir tencere limonata olur. Şu kadarcık bir şey alıyorsunuz, dünyanın parasını veriyorsunuz. Yazık, günah… Limonları alın, şişeye sıkın; şekerle iyice karıştırın! Ondan sonra gittiğiniz yerde, plastik bir bardağın içine biraz su koyup, ondan karıştırıp içtiniz mi, otuz kişiye yetecek limonata olur. Biz hacca giderken filân böyle yapıyoruz, bozulmuyor da…
Bunun dut şurubu böyle oluyor, vişne şurubu böyle oluyor. Tabii olarak sıkıyorsunuz, hiç kaynatma filân yok… Kevgirden geçiriyorsunuz. Üstüne boca ediyorsunuz toz şekeri… Böyle kıvamlı koyu bir şey oluyor. Koy şişeye… Gittiğin yerde, bardağın dibine bir parmak dök ondan… Üstüne su koy, içine bir buz at… Kaç kişi istifade ediyor.
Benim şu anda midemde gastrit var, onikiparmak barsağında ülser var… Bizim gibi insanların stresli hayatından, telâşımızın çokluğundan oluyormuş. Hacca filân gittiğimiz zaman, ordaki kolalı içecekleri içince hasta oluyorum. İçindeki malzemeler zararlı malzemeler oluyor, asidi fazla geliyor. Veyahut içinde bir başka boya malzemesi oluyor, kanserojen bir şey olabiliyor.
En iyisi her şeyin tabiisi… Pamuklu giyinmek, yünlü giyinmek, deri giyinmek… Has ekmek, kepekli ekmek yemek… Tabii meyva suyu içmek…
Sütü al, yoğurdu kendin çal… Çünkü, Allah bilir o yoğurdu yapanlar nasıl yapıyorlar!.. İçine kireç mi koyuyorlar, salyangoz mu koyuyorlar… Kendin göre göre yap!.. Sütü al süt kurumundan, yoğurdu kendin mayala!..
Tabii gıdaya alıştırın kendinizi… Alıştıralım hepimiz, prensip edinelim!..

Posted on

Mevlana ve Helal Lokma

Mevlâna Celaleddin Rumî Hazretleri Mesnevi-i Şerif’te beyan buyurmuştur ki:İnsanın ruhunu emziren iki ana vardır: Melek ve şeytan… Elbette meleğin de şeytanın da sütü olmaz. Bundan maksat onların vasfına uygun olan sıfatlardır ve mecazidir.
Melek kimin ruhunu emzirirse o helâl kazanca ulaşır. Şehvet ve gazap gibi hayvanî kuvvetleri takviye eden gıdayı emziren de şeytandır. Gazap geldiğinde mümin insanın aklının üçte ikisi gider.

Gıdası haram olanın ameli çirkin olur. Kimin ruhunu da melek emzirir ve kalbine yoldaş olursa o kimse ibadet ve taata ulaşır halim-selim olur adeta melekleşir.

    Şeytan kimi emzirirse isyana harama günaha şehvet ve gazaba haram lokmaya doğru meyleder.

Şunu unutmamalıdır ki bir kimse nefsanî hazlara kapılarak isyan ve günahtan hoşlanıyorsa kendinde olumsuz değişiklikler görüyorsa bedenine haramı katıp katmadığını araştırmalıdır.

Haram lokma yendiği dakikada melek ilhamını keser. Rahmanî feyz vebereket kalbe inmez. Böylece o kimsenin sıfatı değişir. Onun içintalebe, öğrenciliğin yüzde doksanı helâl lokmadır. Yüzde onu da gayrettir.

İbadet ve taatin gücü helâl lokmadadır. Namazlara kalkamıyorsan zikirlerden lezzet alamıyorsan Allah adamları ile ülfet ve sohbetten hoşlanmıyorsan karnındaki haram lokmaya dikkat et! Sarhoş adam namazdada sallanır Kur’an okurken de sallanır. Oruç tutsa ertesi günkü orucunda sarhoşluk devam eder. Haram lokma yiyenin sarhoşluğu tövbe deetse kırk gün sürer.

İlim hikmet aşk ve merhamet helâl lokmadan gazap şehvet dert ve bela haram lokmadan meydana gelir. Bilinmez mi ki buğday ekilen yerden arpa bitmez. Arpa ekilen yerden de buğday bitmez. Buğday insan arpa hayvan gıdasıdır. Sen buğday cinsinden ye. Yani insana helâl olana dikkat et.İnsanı ilâhi emirlerin dışına çıkaracak çirkin işlere girme.

Helal lokma tohum gibidir. Meyvesi güzel fikir tefekkür ve tövbedir.Haram lokma afyon gibidir. İnsanı gaflete sürükler Allah’a itaatten uzak bırakır.

Posted on

Helal Lokmanın Önemi

“Helal lokma! Helal lokma yedirmek, helal süt emzirmek… “Bu çocuk helal süt emmemiş bir çocuk.” diyoruz. Veya, “Bu çocuk işte helal süt emmemiş de, ondan haylazlığı yapıyor.” diyoruz.

Hikayesi var çok güzeldir, o hikayeyi bilmeyen bilsin. Hani İmam-ı Azam Efendimiz için anlatırlar, yani bilmem çok kısa zamanda Kur’an-ı Kerim’i ezber yapmış da, aferin almış, takdir almış da, kadın demiş ki:

“–Ah senin o baban o elmayı dişlemeseydi, daha kısa zamanda olurdu.”

Böyle hikaye var bilirsiniz. Hani baba olmadan evvel talebeyken, ağacın altında çayırın kenarında, derenin kenarında kitap okuyormuş, ders okuyormuş; suyun üzerinden bir elma böyle giderken görmüş. Kırmızı bir elma; elini uzatmış, elmayı suyun içinden çıkartmış bakmış bir şeyi yok, çürüğü yok, bir şeyi yok. Haart diye ısırmış elmayı, ısırınca aklı başına gelmiş:

“–Yâhu, bu elma benim değil ki, ben bunu niye ısırdım? Eyvaah, helal olmayan bir şeyi ısırdım ben şimdi!.. Diş batırdım, biraz ağzıma tadı geldi.”

Hadiiii.. Bırakmış kitabı kapatmış, dere boyundan yukarıya doğru bu elma hangi tarladan bu derenin içine düşmüştür diye araya araya çıkmış yukarıya, bulmuş elmanın ağacının olduğu tarlayı; sahibini sormuş, sahibine gitmiş demiş ki:

“–Kusura bakma, hakkını helal et! Ben suyun üzerinde yüzen bir elma gördüm, hart diye ısırdım ama; sonradan aklım başıma geldi, senin ağacından düşmüş bu dereye; işte senin elmanı ısırmış oldum, kusura bakma demiş hakkını helal et!”

Adam bakmış karşısında melek gibi bir insan, tertemiz. Helal lokma yemek istiyor, bir elmayı dişlemeye bile razı olmuyor, onun için bile helallik diliyor. Nazlanmış;

“–Olmaz, hakkımı helal etmeyeceğim!” demiş.

“–Yapma etme, ne şartın varsa kabul ederim!”

“–Şartım var tabii… Benim demiş kör, topal, kötürüm bir kızım var; evde kaldı, kimse istemiyor, almıyor, o kızımla evlenirsen, o zaman demiş hakkımı helal ederim.” demiş.

Peki, demiş boynunu bükmüş. Yani, mühim olan helallık kazanmak. Razı olmuş o her türlü kusuru olan kızla evlenmeye, düğün olmuş görmeden kızı, düğün olmuş evlenmişler; gerdek günü bir de gitmiş odaya bakmış ki, dünyanın en güzel kızı karşısında. Hemen çıkmış dışarıya. Trak kapıyı çekmiş, dışarıya. Kayın pederinin yanına gitmiş demiş:

“–Efendim bir yanlışlık oldu.” demiş.

“–Niye?”

“–E, siz demiş bana kör dediniz, topal dediniz, kötürüm dediniz, hasta dediniz, bilmem ne dediniz. E bu çok güzel bir kız, bunda hiç bir kusur yok, bir yanlışlık var bu işte!”

“–Evladım!” demiş, sırtını okşamış kayın peder. “Evladım, ben ona kör dedim; çünkü onun gözü sanki körmüş gibi hiç harama bakmadı. Sağır dedim; hiç kötü şey dinlemedi. Kötürüm dedim; hiç ayağıyla yasak haram yere gitmedi. Çolak dedim, hiç elini harama uzatmadı. Ben onu gül gibi yetiştirdim. Ben o sıfatları mahsustan söyledim sana; kör, topal, kötürüm, çolak bilmem ne diye… Böyle rumuzlu söyledim. Ben onu bilerek sana verdim. İlk sözdeki anlaşmaya aykırı bir şey yok, o senin zevcendir, helal olsun. Ben memnunum senden, düğününüz hayırlı olsun, nikahınız mübarek olsun, hadi evladım!” demiş.

Ondan sonra, işte ordan İmam-ı Azam dünyaya gelmiş diyorlar da; işte o kısa zamanda Kur’an-ı Kerim’i öyle bitirince, eve gelip de anne işte ben okulda böyle mükâfat kazandım, herkesden önce bu işi kazandım deyince; “Ah senin o baban ah… O elmayı dişlemeseydi, daha çabuk okurdun, daha iyi olurdun.” demiş. Yani, elmayı dişledi de, yaptığı şeye bak! Efsane gibi bir şey… O kadar melek gibi bir insan ama, bak çocuğa onun bile zararı olmuş da, daha kısa zamanda ezberleyecekken yine birinci olmuş ama, “Ah senin baban o elmayı dişlemeseydi!” diyor annesi hâlâ, onu bile kusur olarak görüyor.”
                                                            Prof Dr  M. Es’ad Coşan             
                                         28. 12. 1994 Avustralya ” Eğitimde Mühim Noktalar” seminerinden