Söyleşi: GDO nedir-ne değildir?

Helal ve sağlıklı gıda platformu sözcülerinden, Ziraat Mühendisi Hasan Fatih Akgüngör ile GDO’lu ürünler hakkında yapılan söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.

1- GDO NUN TANIMI NEDİR?

Bir türe başka türden gen aktarılarak doğal yapının değiştirilmesiyle yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan bu modern biyoteknoloji tekniklerine “gen teknolojisi”, gen teknolojisi kullanılarak doğal olarak elde edilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara da “Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizma (GDO) adı verilmiştir.

Kısaca,bildiğiniz eski domateslere,mısıra,karpuza,bibere bakıp ta,bunun başka bir türlüsü olur mu? Demeyin.artık oluyor.Milyonlarca yılda oluşan biyolojik çeşitlilik bir anda yerini labratuar ortamlarında hazırlanmış suni çeşitlere bırakabiliyor..

Bir bitkide istenmeyen genler bir takım enzimlerle kesilip alınır,yerine bir başka bitki veya canlıdan istenilen özelliklere haiz genler bir takım virüs veya bakteriler yardımıyla o bölgeye aktarılır.

2-NEDEN DOĞAL ÇEŞİTLERİN GENETİĞİNİ DEĞİŞTİRİYORLAR?

İlk anda dünya nüfusuna yetecek gıdayı karşılamak için ürün yetiştirmek maksatlı masum bir çıkışla gündeme gelmiş ama şu anda siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel bir felakete kapı aralayan bir gündem maddesi olarak karşımızda durmaktadır.

Gayet doğal olarak dönüme 500 kg ürün alan birine size dönüme 1500 kg  ürün garantisi derseniz, ekonomik açıdan cazip görünür. Çok ürün çok kar,çok ürün bir çok insanın beslenme sorununu ortadan kaldıracaktır.Belki bir çok bilim adamı sadece bu açıdan konuya yaklaşıyor.Ama doğa ile oyun oynamanın bir bedeli olduğu da unutulmamalıdır.Bu gün besin zinciri dediğimiz zincirin her hangi bir halkasındaki kopma bütün canlıları etkileyecektir.

Besin kalitesi,miktarı,damak tadı,raf ömrü,rengi gibi konular doğayla oynamak için geçerli bir sebep midir.? Bilemiyorum ama şu soruyu da sormadan olmuyor,bu gün hayatımızda Mısır olmasa,soya olmasa,çoğumuz görse tanımaz kanola olmasa ne olur? İnanın hayatımız devam eder.Değer mi GDO lu ürünleri ille de hayatımıza sokmaya.

Genetik özellikleri açısından transgenik bitkilerle ilgili olarak küresel düzeyde belirlenen hedefler ise aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

• Yabancı ot ilaçlarına dayanıklı şekerpancarı, buğday, yonca, şeker kamışı, sebze, meyve ve orman ağaç türleri.

• Zararlılara dayanıklı transgenik domates, şeker kamışı, soya fasulyesi, kolza, patlıcan, kavak çeşitleri.

• Hastalıklara dayanıklı patates, mısır, sebze ve meyve türleri.

• Kurağa ve soğuğa dayanıklı, havanın azotundan yararlanabilen tür ve çeşitler.

• Diğer dayanıklılık özelliklerinin eldeki transgenik çeşitlere aktarılarak birden fazla dayanıklılığın elde edilmesi.

• Yem ve gıda kalitesi yükseltilerek lisini artırılmış mısır çeşitleri.

• Protein ve yağ oranları değiştirilmiş soya çeşitleri.

• Doymuş yağ asit oranının azaltılmış, doymamış yağ oranları artırılmış soya ve kolza çeşitleri.

• Beta karoten oranı artırılmış kolza.

• Likopeni artırılmış domates, aminoasiti artırılmış tahıl, demiri ve vitamini artırılmış çeltik, şeker oranı artırılmış mısır.

• Düşük kalorili şeker oranına sahip pancar;

• Renkli ve farklı kalitede life sahip (uzun elyaf vb.) pamuk.

• Kuru madde oranı yüksek domates ve patates.

• Raf ömrünün uzatıldığı meyve-sebze (kavun, çilek vb.).

• Gluteni yükseltilmiş buğday.

• Kafeini doğal olarak azaltılmış kahve.

• İshal aşısı içeren muz, protein içeren patates, kuduz aşısı içeren mısır ve monoklonal antikor üreten mısır.

• Soğuğa dayanıklı şeker kamışı.

Neden genetiğini değiştiriyorlar?Bu soru İki yönü olan madalyon gibi bir tarafı masum sebepleri içeriyor,diğer tarafı hiçte masum gözükmüyor.Cevaplar detaylarda gizli İlerleyen bölümlerde bu konuyu tekrar gündeme getireceğiz inşallah.

3-GDO LU ÜRÜNLERİN ÜRETİCİYE FAYDA VE ZARARLARI NELERDİR?

Günümüzde kültür bitkilerinin büyük bir kısmına gen aktarımı başarıyla yapılabilmekle birlikte, ticari olarak üretilen transgenik bitkileri genellikle soya, mısır, pamuk ve kanola gibi tarla bitkileri oluşturmaktadır. Bu bitkilere aktarılan yeni özelliklerin başında ise, zararlılara (pestisit) ve ot öldürücülere (herbisit) dayanıklılık ile ürün kalitesini artırma gelmektedir.

Verimliliğin artırılması: u konuda en önemli başarılardan biri “acetolactate synthase (ALS)” geninin aktarılması sonucunda “sulfonyllurea” herbisitine dayanıklı transgenik bitkilerin oluşturulmasıdır.

Diğer bir ot öldürücü olan ve genellikle tek doz olarak kullanılan “glyphosate”a dayanıklı pamuk, soya ve mısır çeşitlerinin ıslah edilmesiyle de, birden fazla herbisit uygulamasına olan gereksinim ortadan kalktığından, giderlerde önemli bir azalma olmuştur.

Transgenik bitkilerden yararlanılarak, etkili bir şekilde zararlı ve yabancı ot savaşı yapılmasıyla, ilaç ve ilaçlama giderleri azaltılmakta, verimlilik ise artırılabilmektedir. A.B.D.’nde 2001 yılında transgenik mısır üretimi yapılan alanlardan, klasik mısır üretimi yapılan alanlara oranla, 1.6 bin ton daha fazla mısır elde edildiği ve pestisit kullanımının 3.8 bin ton azalması sonucu 183.4 milyon dolar gelir sağlandığı bildirilmiştir. Pamuk üretiminde ise, transgenik çeşitlerin kullanımıyla 84 bin ton artış sağlandığı ve 3.6 bin ton daha az pestisit kullanımı sonucu 235.6 milyon dolar gelir elde edildiği belirtilmektedir.

A.B.D.’nde yapılan tarla denemelerinin sonuçları değerlendirildiğinde transgenik mısırlarda %8’e kadar verim artışı olduğu görülmektedir. Öte yandan, Bt çeşitlerinin kullanılmasıyla patatese uygulanan insektisit miktarında %40’a varan oranlarda azalma olduğu rapor edilmiştir. Birçok çiftçi için, pestisit kullanımındaki azalmalar karlılık artışlarına dönüşmektedir ki, bu rakamlar A.B.D.’nde yetiştirilen mısır için hektar başına 7-36 dolardır .

Pestisit kullanımında azalma: PEPTİSİT;Besin maddelerinin üretimi, tüketimi, depolanmaları esnasında besinlere zarar veren mikroorganizma ve zararlıları uzaklaştırmak veya yok etmek, bunlara ilave olarak bitkilerin büyümesini düzenlemek amacıylada kullanılabilen, Besinlere veya doğrudan İnsan ve hayvanlara hastalık etmeni taşıyan Halk sağlığı zararlılarını kontrol etmek amacıyla kullanılan,Kimyasal yada Biyolojik ürünlerin tümüne pestisit adı verilmektedir

 Transgenik bitkilerde zararlılara karşı dayanıklılığın oluşturulması ile pestisit kullanımının azaltılması hedeflenmiştir. Bir bakteri türü olan (Bt)Bacillus thuringiensis,  bakterisi önemli bitkilerde kullanılmıştır, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi  sistemlerine zarar vererek ölümlerine neden olan bir protein üretmektedir . Bu genin B.thuringiensis’bakterisin’den izole edilerek domates, tütün, pamuk ve mısır bitkilerine aktarılması sonucunda böceklere karşı dayanıklılık sağlanmıştır. Bt geninin aktarılmasıyla bitkilere kazandırılan zararlılara dayanıklılık özelliğinin, zararlıları kontrol altına almak için kullanılan kimyasal madde gereksinimini azaltması beklenmektedir.

Toprak ve suyun korunması: Transgenik savaşında geleneksel yöntemlere bağlılık azaltılabilmekte, daha az toprak işleme nedeniyle, toprak yapısı ve nemi korunabilmektedir. Tarımsal ilaçlamayı azaltan transgenik çeşitlerin kullanılmasıyla toprak ve yeraltı sularının kimyasal maddelerle kirlenmesinin önlenmesi hedeflenmektedir.

Kirli toprakların temizlenmesi: Bitki ya da mikroorganizma değişikliklerle toksik ağır metallerin kirlettiği topraklar, tortular ve yüzey suları temizlenebilmekte ya da daha az toksik hale dönüştürülebilmektedir. Transgenik bitkilerin de bu amaçla kullanılması planlanmakta olup, henüz uygulama aşamasına gelinememiştir .

Ürün kalitesini artırma: Ürün kalitesini artırma çalışmalarında başarılar elde edilmiş olup, yüksek proteinli soya; A vitamini artırılmış çeltik (altın çeltik); nişasta ve aminoasit içeriği artırılmış patates; oleik asit oranı yüksek, linolenik asit oranı düşük ayçiçeği, soya ve yerfıstığı çeşitleri ile sabun ve deterjan yapımı için daha ucuz hammadde sağlayan yüksek laurate asitli kanola çeşidi tarıma kazandırılmıştır. Sebze ve meyvelerde raf ömrünün uzatılması özellikle domateste başarılmış olup, benzer çalışmalar halen çeşitli meyvelerde sürdürülmektedir. Genetik mühendisliği yoluyla, yüksek besin değerine sahip yem bitkilerinin ve sık rastlanan bazı hastalıklara karşı insan ve hayvanlarda aşı etkisi gösterebilecek bitkilerin geliştirilmesi üzerine de çalışmalar sürdürülmektedir . Günümüze kadar yaklaşık 15 türde 100’den fazla transgenik çeşit elde edilerek ticari olarak üretilmeye başlanmıştır.

Şu anda masum sayılabilecek üreticiye faydalı çalışmalardan bahsettik.Ama bir acı gerçeği belirtmeliyim oda bu bilgilerin hemen hemen hepsinin dış kaynaklı oluşu.Kısacası Türkiye bu hususta çok yetersiz imkanlara sahip .

Üretici için  verimin artması ve çok para kazanması ilk etapta yeterli gibi,ama tohumda bağımlılık,faydalı böceklerin yok olması,besin zincirinin bozulmasına bağlı türlerin yok oluşu,Genetik zenginliğimizin yok olması,patent hakkı yabancıların elinde olan tohumlara ve üreticilerine bağımlı olunması korktuğumuz gerçeklerdir.

4-GDO LU ÜRÜNLERİN ÇEVREYE ETKİSİ NEDİR?

Transgenik bitkiler kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde önemli riskler söz konusudur.

 

Ürüne etkisi nelerdir  ? ;

Milyonlarca yıldır doğal yöntemlerle oluşmuş genetik bitki çeşitliliğimizin Türkiye için 12.000 civarında olduğu söylenir bu oran neredeyse Avrupa da ki tüm bitki çeşitliliğine denktir.

GDO lu veya Transgenik bitkilerin ekimi ile 5-10 yılda bu çeşitliliğimizi kaybedebiliriz.

Zaten çiftçimiz ürettiği malı karlı bir şekilde pazarlamakta sıkıntı çekiyor, bilinçli bir çiftçilik yapmıyor.Tabi siz bir kökten 1 ton domates,şu kadar mısır dediğinizde çiftçiye cazip geliyor.Gönül karda gezer hesabı çiftçi cebine girecek paraya bakıyor,Kısaca biyolojik çeşitliliğimiz tehlike altında,gen kaçışı veya geçişi ile kendi orijinal ürünlerimiz kimlik değiştirme tehlikesi ile karşı karşıya,yarın bir takım firmalar patent hakkı diye gen geçişi ile kendi orijinal tohumunu kaybetmiş çiftçilerimizden tazminat talebinde bile bulunabilirler.

Bu gün dünyada organik tarım yapılacak arazinin kullanım şartlarından biride o arazide GDO lu ürün ekilmemiş ve organik tarım yapılacak araziye belirli bir mesafedeki tarlalarda dahi gen geçişini önlemek için GDO lu ürün ekilmeme şartını koşmaktadır.

Besin zincirindeki bir halkadaki aksaklık zincirin tümünü olumsuz etkiler.Biz bu GDO lu ürünü hayvan yemi yapacağız,diyebilirsiniz ,peki onu kim tüketecek?İnsan!

GDO lu ürünlerin yeryüzündeki bütün insanları doyurabilmek için bir gereklilik olduğu söyleniyor.Bu ifade ilk etapta kulağa hoş geliyor,1,5 milyon aç insan olduğu ifade edilen dünyamızda 750 bin obezite hastası yani şişmanlıktan muzdarip insan söz konusu,

Komşusu aç iken kendisi tok olan bizden değildir diyen ,Şişman bir sahabeye şu sendeki fazlalık ,şunda olsa daha hayırlı olurdu diye zayıf sahabeyi işaret eden bir peygamberin SAV ahlakını anlamamanın sıkıntısını çekiyor insanlık.

Dünyayı tek tip tohuma GDO ya mahkum etmek isteyen bir takım güçler ,dünyadaki orijinal tohumlarıda özel gen bankalarında saklamayı ihmal etmiyor.Norveçte bir buzul dağına 3 milyon çeşit orijinal tohum depoluyorlar,bu kadar tohumu nasıl mı topluyorlar,kendileri toplamıyor,bize toplattırıyorlar,fakültelerdeki öğrencilere,çiftçilere lab top,gezi,para v.s vaadlerle herkes memleketindeki orijinal tohumları bu insanlara ikram ediyor.Irak işgalinden sonra binlerce yıldır o bölgeye has tohumların saklandığı  Ebu garip tohum depoları bu gün talan edilmiş bölgeye has tohumlar kaçırılmıştır.

Bu insanlarda ülkenin bitkisel ve hayvansal gen haritasını çıkarıp o bölgeye has GDO lu ürünleri üretebiliyor ve bir şekilde o ürünü o bölgeye sokuyor.”İnsanları kontrol altına almak istiyorsan yiyeceği kontrol altına al” parolası devam ediyor.

Sadece mısır ve soyadan mamül 800 ün üzerinde ürün olduğu söyleniyor,GDO lu üründen kaçsanız bile mamül ürünler den kaçamıyorsunuz.

Burada sağlıkla ilgili hassasiyetlerimizle beraber dini hassasiyetlerimizde ön plana çıkıyor.İçinde dinimizce sakıncalı-haram bir takım canlıların genleri de (akrep,domuz v.s) bu bitkilere aktarılıyor,peki bu bitkiler helal mı?Bu konuyla alaka lı diyanete sorduğum bir soruya diyanetin verdiği cevap “SAKINCALI” oldu,Prf.Orhan Çeker hocamızında bu konuyla ilgili çalışmaları var umarım yakın bir zamanda açıklanacaktır.

Ürünlerin üzerine “GDO LU DEĞİLDİR” diye yazılabilse ki olmuyor devlet bunu son çıkan yasayla yasakladı,Diyelim ki yazıldı, Bizim orijinal tohumlarımız bakın nasıl kıymetlenecek az üreten çiftçi az ürününü fazla karla satacak,çiftçi orijinal tohumları korumak için çalışacak.Yabancı tohumlara pirim vermeyecek.

Tekelleşme ; sosyo-ekonomik bir sorundur,çünkü, üretilen bitki tohumları patentlenmektedir. Monsanto, DuPont ve Syngenta Dow gibi biyoteknoloji devleri GDO ürün piyasasını ellerinde tutmaktadırlar. Pastanın en büyük dilimi ise (yaklaşık %90) Monsanto’ya aittir. Bu şirketler yalnızca tohumları patentlemekle kalmayıp, zirai mücadele ilacı üreten firmaları da satın almakta ve bu alanı da tekelleştirmektedirler. Ayrıca oluşturdukları lobilerle hükümetler ve birebir çiftçilerle de anlaşmalar yaparak yalnızca daha fazla kar amacı güden taleplerinin karşılanmasını sağlamakta ve kendilerine bağımlı hale getirmektedirler.

En çarpıcı örneklerden birisi “Basmati” tohumudur. Ezelden beri Hindistan’a ait olan “Basmati” adındaki çeltik tohumunun patentini Texas’lı bir şirket almış ve adını “Texati” koymuştur. Hindistan’a ait olan bu çeltik artık Texas’lı bir şirketindir ve bu tohumu ekmek isteyenler artık bu yabancı şirketten satın almak zorundadırlar.

Bu konuya ilişkin son gelişme, geçtiğimiz günlerde (7 şubat 2006) yapılan toplantıda Dünya Ticaret Örgütü’nün, Avrupa Birliği ve 6 üye ülkesinin genetiği değiştirilmiş gıda ve ürünlerini kabul etmeyerek uluslar arası ticaret yasalarını ihlal ettiğini açıklamasıdır. Bahsi geçen bu 6 ülke belli başlı bazı biyoteknolojik ürünler konusunda ulusal yasak getiren Avusturya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Lüksemburg’tur ( GİLLİS & BLUSTEİN , 2006).

Geçen yıl dünya genelinde çiftçiler, çalıştıkları araziye genetiği değiştirilmiş tohum ekimi karşılığında 2.2 milyar dolar prim aldılar ( MİLLER & KİLMAN, 2006). Ayrıca GDO’lu tohumlar hem Avrupa’ya hem de diğer ülkelere kaçak olarak sokulmaya devam ediyor. Monsanto şu anda Türkiye’de ücretsiz olarak tohum dağıtıyor ve bunu özellikle ova bölgelerde yapıyor ki yayılımı ve çapraz kaçışları daha fazla olsun. İnternette yayımlanan bir habere göre Antalya Havalimanında tesadüfen yapılan bavul aramalarından birinde her birinde yaklaşık 1000 adet domates tohumu olan 700 paket ele geçirilmiştir (Gürakan, 2005).

Açlıktan insanları ölen Afrikalı ülkelerin (Zambia) yöneticileri bile ABD’nin genetiği değiştirilmiş ürünlerden oluşan gıda yardımlarına itiraz etmişler, “normal gıda” talebinde ısrar etmişlerdir. Ancak ABD’li yetkililerden aldıkları yanıt açık ve sert olmuştur: “dilencilerin seçme hakkı olamaz!” ( ÖLÇÜ, 2005). Afrikalılar ise bunun üzerine 8 Şubat Çarşamba günü GDO gıdalara karşı durmaya yemin etmiştir. (Lusaka, SCHACİNDA, 2006)

Yani özetle sistem şöyle işliyor: İsrail GDO üreterek para kazanıyor, bu GDO’larla beslenen insan kanser oluyor, kanser olan insanlara ilaç satan İsrail yine para kazanıyor.

5-GDO LU ÜRÜNLERİN İNSAN SAĞLIĞINA  ETKİSİ NEDİR?

Sağlığa zararları nelerdir?

Alerji: Transgenik bitkilerin kullanımında ki risklerden başında alerji gelmektedir. Yabancı genetik materyal tarafından oluşturulan proteinlerin, alerji sorunu bulunan insanlarda rahatsızlıklara yol açması beklenmektedir. Nitekim, 1996 yılında, Brezilya kestanesinden soya fasulyesine aktarılan “2S” genini içeren ürünler, alerji yapması nedeniyle, marketlerden toplatılmıştır (Batalion, 2000). ABD’de 2000 yılında “Bt” geninin mısıra aktarılmasıyla elde edilen koçan kurduna dayanıklı “Star Link” transgenik mısır çeşidi de alerjiye neden olduğundan, toplatılarak sadece hayvan yemi olarak kullanılmasına izin verilmiştir.

Toksisite: Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, aktarılan yeni gen ürünlerini ve onlardan kaynaklanan sekonder metabolitleri içerdiğinden, potansiyel bir toksisiteye sahiptir. Transgenik bitkilerde bulunan özellikle böcek öldürücü genler ile terminatör teknolojisi gereği aktarılmış olan genler de toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli riskler oluşturmaktadır. Bt genlerinin kullanılması pestisit kullanımını ortadan kaldırmıştır. Ancak, bu toksik madde kalıntılarının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bt dayanıklılığına sahip bitkilerde toksik madde sürekli olarak üretildiğinden (interior toxins), bunlara “pestisit(insektisit böcek ilacı) üreten bitkiler (pesticidal plants)” adı verilmektedir.

Bu toksinlerin uzun dönemde insan sağlığına olan etkilerine ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. Transgenik ve normal patateslerle beslenen iki grup farede yapılan çalışmada; normal patateslerle beslenenlerde hiç bir sorun olmamasına karşın, transgenik ürünlerle beslenenlerin sindirim sistemlerinde önemli zararlar belirlenmiştir (Pryme and Lembcke, 2003).

Kanser: Transgenik bitkilerin doğrudan ve dolaylı olarak kanserojen etkisinin olabileceği bir çok araştırıcı tarafından belirtilmektedir. Özellikle, herbisitlere dayanıklı transgenik pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan “bromoxynil” ve “glufonsinate” gibi kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları bilinmektedir (Batalion, 2000). Öte yandan, sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma olasılığı söz konusudur (Martin, 1999).

İnsan bünyesinde antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumu: Günümüzde kullanılan biyoteknolojik tekniklerle bitkilere aktarılan genlerin büyük bir çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımından sonra transgenik bitkilerin seçilebilmesi amacıyla işaretleyici (markör) gen olarak antibiyotiklere dayanıklılık genleri kullanılmaktadır. Ancak, bu antibiyotik dayanıklılığının insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçişiyle onların da dayanıklı hale dönüştürülmesi gibi sağlık açısından büyük riskler söz konusudur (Wieczorek, 2003).

Besin kalitesinde bozulma: Transgenik bitkilerde, aktarılan yeni özellik nedeniyle, bitkinin orijinal yapısında bulunan bazı kalite ögelerinde önemli azalmalar olduğu saptanmıştır. Örneğin, kalp hastalıklarına ve kansere karşı önemli bir koruyucu madde olan “phytoestrogen” bileşiklerinin, klasiklere oranla, transgenik bitkilerde daha az olduğu bilinmektedir (Batalion, 2000).

Kısaca bir ilacı aldığınızda prospektüsü okuyorsunuz öyle öldürücü yan etkileri var ki içmeye korkuyorsunuz.Ölümle korkutup sıtmaya razı etmek diye buna denir herhalde.

Bu gün eroinin ne kadar tehlikeli olduğunu bilirsiniz,peki bunun ilk üretildiğinde eczanelerde heroin adı ile satılan sakinleştirici bir ilaç olduğunu biliyormusunuz.

Tehlikesi yıllar sonra insanlar bağımlı olduğunda anlaşıldı, yada biz öyle zannediyoruz, bu gün ülkelerin bile ticaretinde sözü edilen bir madde.

Bir söz okumuştum “Görülmemiş kaza ,senin göremediğin kazadır” diye ,Bu kaza geliyorum diyor ve biz bunun uyarısını yapmaya çalışıyoruz.

6-GDO LU ÜRÜNLERİ NASIL  ANLAYABİLİRİZ?

GDO lu ürünleri dışarıdan tanımak oldukça zordur,ama,şekli,tadı,rengi,kokusu,boyutu bildiğiniz ürünlerden farklı ürünleri tercih etmeyiniz.

7-GDO LU ÜRÜNLER , BİR SİLAH OLABİLİR Mİ?

Olmaması için hatta bir çok silah olmaması için neden yok, Tarımsal, sosyolojik, ekonomik bir silah olabilir.Aslında başlı başına bir konu bu konu ama kısaca değinelim.

Dünya petrol rezervelerinin resmi verilerden çok daha düşük olduğu, Uluslar arası Enerji Ajansı’nın da ABD’nin baskısı ile petrol rezervlerine ilişkin verileri şişirdiği iddia edildi. The Guardian gazetesi, ‘Köstebek, Kilit Petrol Verilerinin, ABD’nin Baskısı ile Çarpıtıldığını Söylüyor’ başlıklı haberinde “Uluslararası Enerji Ajansı’ndaki bir köstebeğe göre, dünya, petrol rezervlerinin tükenmesine, resmi tahminlerin işaret ettiğinden çok daha yakın” diye yazdı. Yani dünyanın petrol rezervleri hızla tükeniyor ve
 ABD hızla petrol sonrası alternatif enerjilere kendisini hazırlıyor. Bunların arasında biodizel (özellikle bitkisel yağlar olmak üzere her tür yağdan üretilen dizel yakıt) stratejik alternatif yakıt olma konusunda rakiplerine fark atmış durumda. Kısaca İzah edelim…
Diğer alternatif enerjiler (  rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, dalga enerjisi) son ürün olarak elektrik üretmektedir. Taşınabilirliği, depolanabilirliği ve yüksek güç gereksinimini karşılayabilirliği kısıtlıdır.
Son zamanlarda elektrikli arabaların sözü edilmekte. Tam kapasite batarya ile hafif bir otomobili 250 km menzile taşıyabilmektedir ama  yüküyle beraber bir kamyon, gemi, uçak, helikopter, ağır iş makinaları söz konusu olduğunda ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır.
Hidrojen motorları için ise gene hidrojenin depolanma, emniyet,  güç sorunları mevcuttur.
Soya, kanola, mısır, pamuk yüksek yağ verimli bitkiler olup biodizel teknolojisi için en uygun ürünler listesinde liste başı olarak işte burada devreye girmektedir…
GDO nun  dünyanın açlık sorunu ile baş etme amacıyla geliştirildiği hikayesinin gerçek yüzü şimdi  ortaya çıkmaya başladı mı?
Düşünün herhangi bir savaş (bunu kimse istemez ama hep başımıza gelir) bu durumunda akaryakıtsız kaldığınızı düşünün. Lokal elektrik kaynakları ile bilgisayarlar çalışabilecek, evler aydınlanacak, ısınabileceksiniz ama  kamyonunuz, geminiz ,uçağınız,helikopteriniz çalışmayacak .Çünki sahip olduğunuz enerji uygun değil. 

 Uygun enerjiyi kontrol eden dünyayı kontrol edecek…

Demem o ki; burada planlananlar  geleceğin enerji planlarıdır ve  büyük de olsa bir şirketin boyunu  fersah fersah aşar.
ABD sadece kendi topraklarında değil tüm ülkelerde bu ürünleri yaygınlaştırmaya ve kısır tohum teknolojisiyle, gen patent hakkı ile üretilen ürünler üzerinde birincil hak sahibi olmak amacındadır. Biyoyakıt içinsadece kendi topraklarını değil tüm dünyanın tarım topraklarını kullanmak istemekte ve o topraklardaki üretimi kendi amacına göre yönlendirmektedir.
Ülkemizde önceleri teşvik edilip açılmaları sağlanan biodizel üretim tesisleri ötv kaybı, kaçak üretim gibi rahatlıkla aşılabilecek bahaneler ile kapatılmış, 400 milyon dolarlık yatırım atıl duruma getirilmiştir.
Zannımca GDO lu tohumların ekim izni çıkana kadar da yani kullanılacak bitkinin patent hakkı ABD nin oluncaya kadar bu teknolojiye uzaktan bakacağız..
Maliyenin açıklamasına bakınız…
”Biodizel üreticileri yerli üretim yağı kullanacağına dışardan yağ ithal ediyor. Biz ötv muafiyetini yerli üretim yağ kullanımı için getirmiştik, haksız rekabet ve vergi kaybı oluyor” diyor. Haklı gibi görünüyor ama biodizel geleceğin stratejik yakıtıdır. Her ne sorun varsa ve bu maliyeti ne olursa olsun çözülmeli. Yarın bu teknolojiye ihtiyacımız  olduğunda eski tesislerin üzerini örten  otları temizlemek zorunda kalmayalım.
Burada anahtar cümle ”GDO suz ve kendi üretimimiz  yağlı tohumlar ile” bunu yapmak zorunda olduğumuzdur. Bunun maliyeti belki bugün fazla olabilir fakat daha sonra ödeyeceğimiz bedelin yanında bir hiçtir.

8-GDO LARA KARŞI ÇIKAN ÜLKELERE NE GİBİ YAPTIRIMLAR YAPILMAKTADIR?

Bu konuya ilişkin son gelişme, geçtiğimiz yıllarda (7 şubat 2006) yapılan toplantıda Dünya Ticaret Örgütü’nün, Avrupa Birliği ve 6 üye ülkesinin genetiği değiştirilmiş gıda ve ürünlerini kabul etmeyerek uluslar arası ticaret yasalarını ihlal ettiğini açıklamasıdır. Bahsi geçen bu 6 ülke belli başlı bazı biyoteknolojik ürünler konusunda ulusal yasak getiren Avusturya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Lüksemburg’tur ( GİLLİS & BLUSTEİN , 2006).

9-GEN BANKASI DİYE DE TANIMLANAN TOHUM BANKALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR SUNUZ?

Gıda kaynaklarını kontrol eden, insanları kontrol eder.`

-Henry Kissinger*

Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin insanlık için gerçek bir kıyamet yaratacağını söylüyor. İddiaları son derece ürkütücü. Norveç`teki küresel tohum deposuyla amaçlanan arî üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı? `Kıyamet tohum deposu` olarak da bilinen Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen `kıyamet`i kim koparacak?

Irakta ki tohum depoları yok oldu,her ülkenin gen bankası niteliğinde tohum depoları var ,Norveçte 3 milyon tohum depolanacağı söyleniyor şu anda dünyanın bir çok yerinden oraya tohum akıyor.Tüm dünya tohumlarını garanti altına alıp,diğer gen bankaları yok edilirse ne olur.?

10-TOHUMDA PATENT HAKKI NE DEMEKTİR?

Bir Tohumu üreten firma o tohumun patentini de alıyor.Eğer siz o tohumu ekmek istiyorsanız,o firmadan almak zorundasınız.Ona para ödemek zorundasınız,ama o firma genetiği ile oynayacağı orijinal tohumu ,sizin bölgenizin tohumunu,gen aktardığı veya genini aktardığı tohumu sizden alırken size bir şey ödemiyor.Hindista’nın basmati daha sonra Texati Çeltik tohumu gibi.

11-GDO YASASINDA NE AMAÇLANMALI?

Yasalar çıkar, iptal edilir,değiştirilir,amaç halka fayda olmalıdır.Bir kere Türkiye de üniversite düzeyinde,Resmi ve özel Labratuvarlar düzeyinde alt yapı yeterlimidir?Her yıl Yüz binlerce ton Direk Mısır ve Soya girişinden söz ediliyor,bunlardan mamül ürünleri saymıyoruz.Var mı böyle bir denetim mekanizması,yok,kanun çıkartmakla iş bitmiyor.Her şeyi yapıyorsunuz fayda adına ama ürünlerin üzerine “GDO LU DEĞİLDİR” İfadesini yazmayı kanunla yasaklıyorsunuz,bunu anlamak çok güç.

Yasa da ne amaçlanmalı; şu az önce saydığımız GDO dan kaynaklanan bütün problemleri her açıdan, Sağlık,Çevre,Tarım,Bitki,genetik çeşitliliğimiz, floramız, faunamız (Bitki ve hayvan çeşitliliğimiz), açısından Memleketimize bir zarar verilmemesini temin etmek en büyük amaç bu olmalı,Bu işlerden rant sağlayan,kazanç sağlayan kesimler olabilir,Kar helal kazançla olur.

Milyonlarca yılda oluşan genetik çeşitliliğimizi yanlış kanun ve uygulamalarla yok etmemeliyiz

Popularity: 11% [?]