Posted on

Zayıflamak mı? Kilo Almamak mı?

Hasan Fatih AKGÜNGÖR

Ziraat Müh.

“İnsanın ağzının tadını kaçıran ölümü çok hatırlayınız,” (Tirmizi, Zühd, 4)
Ölümü, Rabıta-i Mevt’i öyle bir anın, öyle bir hissedin ki iştahınız kesilsin, ağzınızın tadı kaçsın.
Efendimiz SAV şişman bir sahabeye, zayıf bir sahabeyi göstererek “Sendeki şu fazlalık bunda olsaydı daha hayırlı olurdu” buyurmuştur.
Bugün Obozite ile mücadeleye ayrılan paralarla aç olan insanların karınlarını doyurmak, onlara iş imkanı açmak mümkün. Vücudumuzda ki “fazlalıklar” kilolar, muhtaç insanların ihtiyaçlarıdır.
Öyleyse düşünelim dünyanın en önemli sağlık rantlarından biri olan zayıflama çabası, rejim reçeteleri, özel çaylar, haplar havalarda uçuşurken ürün reklamlarına milyonlarca dolar ödenirken şu soru unutuluyor mu? Kilo vermenin, rejim yapmanın yollarını aramak mı şişmanlamamak mı?
Efendimiz SAV buyuruyor ki “İnsan yemesini azalttığı zaman içi nur dolar” REH.sf33.13
İçi nur dolan insanda kararlarında yanılmaz isabet eder.
MEC Hocamız bir sohbetinde Anadolu insanının kıvrak zekâsına atıfta bulunarak şöyle bir olay anlattığını duymuştum.
“Gençler bayram nedeniyle köylerine gelirler ve her sabah koşu yapmak için köy dışına doğru çıkar, koşar ve ter içinde evlerini dönerler, bu durumu gören yaşlı bir çiftçi gençlerin karşısına çıkar ve ne yaptıklarını sorar. Onlarda koşup spor yaptıklarını anlatırlar, ihtiyar çiftçi der ki;
-Yahu hepiniz elinize bir çapa, kazma, kürek alsanız şu tarlaları, bahçeleri çapalasanız,
1-Toprağa, bitkiye faydanız olur.
2-Çiftçiye faydanız olur.
3-Şu spor dediğinizi de yapmış olursunuz.
4-Bu işi  bir de Allah rızası için yaparsanız o zaman  SEVAP  ta olur.

Efendimiz SAV Allah rızası için oruç tutmak, ibadet etmek niyetiyle sahura kalkanın, gün boyu yemek yemeyip sabredenin iftarına ve Allah yolunda gözcülük yapanların yemesine karışmıyor.
“Üç kimseye helal olmak şartı ile, yediklerinden dolayı hesap yoktur: İftar eden oruçlu, sahur yiyen, Allah yolunda gözcü.”REH.sf.265.9
Aslında, Müslümanların yeme içme adabı var, sınırlar belli edilmiş, yemek öncesi, sonrası duaları var, usul, erkan belli ama çok yemek yeme alışkanlığını edinmeme veya çok yemek yemeyi terk etmeme durumunu hep yaşıyoruz.
“Yemeği çok yemekten sakının. Şüphesiz kul, şehvetini ahretine tercih etmedikçe helak olmaz.”REH.sf.177.2

Yaşamak için ihtiyacımız olan yemek, helakimize sebep olur mu? Bir şeye karşı aşırı istekli olmak(şehvet) bize ahreti, aç insanları, yapılacak hizmetleri unutturuyorsa helakimize sebep olur.
Her işin başında niyet yenilemek, yani besmele çekmek her lokmada bu şuuru taşımak çok önemli Bir Kelam-ı Kibar olabilir, söylenir:”İmkânım olsa da her lokmada Besmele çeksem, her lokmanın sonunda da Elhamdülillah desem.”
Bereketi tarif ederken Efendimiz SAV şöyle diyor.
“Hiç şüphe yok ki o adam ”Bismillah” deseydi, o yemek size yeterdi. Sizden birisi yemeğe başlarken “Bismillah desin. Evvelinde Bismillah demeyi unutursa, yarıda ”Bismillahi evvelehu ve ahirehu” desin.” REH.sf82.2

“Allah(z.c.hz.)leri buyurur:”Kullar benim nazarımda yemek azlığından daha şümullü bir perde ile örtünmediler”(Nefsini güdecek lakin zevkine uymayacak)REH.sf330.3
Makamlar, mevkiler değişebilir ama Âlemlerin Efendisi SAV kendini şöyle tanımlıyor.
“Ben ancak bir kulum. Bir kölenin yediği gibi yerim, içtiği gibi içerim.”REH.sf138.8

MEC hocamızın davet edildiği bir yayla programında yemekten sonra hocamız aşağıda ki hadisi şerifi söylemişti ve hadisi şerifi bizzat tatbik ettirmişti.
“Yemeğinizi Allah’ın zikri ile eritin. Yemek üzerine uyumayın. Yoksa kalpleriniz katılaşır.”REH.sf.67.10

Su-i Misal Numune-i İmtisal olmaz derler ama dilimize de yerleşmiş bir Yahudi  sözü vardır. “Bir kişinin azığı iki kişiyi aç bırakır “ diye.
Efendimiz SAV buyuruyor  ki;
“Bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişininki üçe, üç kişinin ki dörde, dört kişininki de beşe ve altıya yeter.” REH.sf.123.9
Paylaşmak berekettir.
Büyüklerimiz her maddi şeklin arkasında bir mana aramışlar, belki de Kritik ve analitik düşüncenin metafizik kurallarını keşfetmişler. Zahiri Fıkhın yanında, Fıkh-ı Bâtın diyerek Bâtıni yönlere dikkat çekmiş “dosdoğru” olmanın yollarını bağlılarına göstermişlerdir. Rabbimiz bile kulun cisminden çok “kalbine nazar ettiğini” bildirmiş. ”Amellerin niyetler üzere” olduğu beyan edilmiştir.
Fizik kurallarınca imkânsız gözüken kuru hurma kütüğü ile Efendimiz SAV konuşmuş, taşlar kendisine selam vermiş, Uhud kendisi üstündeyken titremiş ve onu “uskud ya Uhud” diyerek teskin etmiştir; Her zahirin bir batını vardır.
Fiziken bize çokta önemli gelmeyen kirli tabaklar, yemek artıkları ile dolu tabldotlar, döktüğümüz, dolaplarda çürüttüğümüz meyveler, sebzelerle bir diyalogumuz olabilir mi?
Kişi ile tabak arasında ki yemeğe şeytanın musallat olmasından bile çekinen tabağın, fiziki anlamda bir sözünü duymuyoruz ama onun bile Allahın lanetine uğramış şeytandan kurtulma gayretini Efendimiz SAV bize bildiriyor.
“Bir kimse yemek yediği kabı güzelce sünnetlerse, o kab onun için mağfiret talebinde bulunur. Ve şöyle der ”Ey Allahım: bu kimse beni şeytandan kurtardığı gibi sende onu ateşten kurtar”” REH.sf62.3

Cansız kabul ettiğimiz, belki de önemsemediğimiz her varlık, Allah’ı zikrederken, ondan gafil  olan ve canlı olduğumuzu iddia eden biz değimliyiz? Sünnete uygun her davranışımız cansız gibi gördüğümüz varlıkları adeta dile getirip bizim için dua ettirirken “her lokmada besmele her sonda şükür” anlayışı anlayışımız olsa, yemekten bize zarar gelir mi? dersiniz.
Rabbimiz “Oruç bana mahsustur. Onun karşılığını ben veririm.” (Hadîs-i Kutsi-Buhârî) derken bu sevaba denk bir davranışı adeta bize müjdeliyor.
“Yiyişte şükreden için, oruç tutupta sabreden gibi ecir vardır.”REH.sf351.2
Besmele ile Hamd ile başlayıp, Salâvat ile devam eden sohbet anlayışını bir hayat tarzı haline getirmek yemek kültürünü de bu tarzın bir parçası yapmak zor olur mu?
Hûş der dem, diyerek her an Allah’ı hatırda tutma, uyanık olma anlayışına her yemekte, her lokmada yeni bir başlangıç yapabilir miyiz?
Halvet der encümen diyerek herkesin içinde hakla beraber olmanın her lokmada o beraberliğin künhüne varmanın lezzetini alabilir miyiz?
Var olan nimetleri az yemek mi mühimdir? Yoksa bu nimetlerden insanları istifade ettirmek mi ehemdir?

Ebu Zer ( Ra) buyurdu; Dostum Peygamber SAV bana şu tavsiyede bulundu “Çorba yaptığın zaman suyunu arttır, sonra komşularından bir aile bak ve onları bu yemekten maruf üzere hissedar et”(Zahitlik ve incelikleri) sf.150
Görülüyor ki katığı bir çorba olan Ebu Zer komşusunu istifade ettirmekle mükellef.
Görülüyor ki lazım olan da bellidir elzem olan da.
Şehr İbnü Havşeb (ra) buyurdu;”Yemekte dört şey bulunursa her şeyi tamamlanmış olur:
1-Aslı helal olursa
2-Allahın ismi anılırsa
3-Üzerinde çok el bulunursa
4-Çekilirken de Allah’a hamd edilirse.
“Sizin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanınız, yemesi en az, bedenen en hafif olanınızdır.”(Hadis REH.sf.17.7)
Efendimiz SAV ve yolunda gidenler niçin az ya da çok, boş ya da dolu sofralardan aç kalkarlar. Bilirler ki hayat sofrasından kalkıp giden hiç kimse yoktur ki aç olmasın, cennete gideni keşke daha çok çalışsaydım da daha yüksek makamlara ulaşsaydım der, cehenneme gideni keşke daha çok Allah için çalışsaydım da cehenneme gitmeseydim der.
Doyumsuzluğun açlığı yatıştırmadığı şu dünya da, şu soruyu kendimize soralım.
“Niçin hayat sofrasından, karnı doymuş mütevekkil bir davetli gibi kalkıp gidemiyoruz?”

Makalelerim’ 05-07-2010